16 Aralık 2010 Perşembe

ZAMAN

16.12. 2010 <br>ZAMANIN DEĞERİ<br><br>Allah’u teala bizleri yaratmış ve biz insanlara nimetlerini vermiş. Ancak bütün nimetler bir imtihan için olsa gerek herkese eşit verilmemiştir.<br> <br>Mesela güneş bir nimettir, ama herkes ondan eşit şartlarda yararlanamaz. Dünya zenginliği mal mülk herkeste eşit değildir. Güzellik, boy bos evlat kardeş, eş vb. nimetleri saymayı çağlatabiliriz herkeste eşit değildir. <br><br>Ancak bir nimet var ki işte o nimet herkese eşit olarak verilmiştir. İşte o nimet Zaman. Yani bir günde olan 24 saatlik zaman dilimi.<br><br>Sayın valim siz bu 24 saatlik zaman diliminde İstanbul’u yönetiyorsunuz. Aynı zamanda ibadetinize kendinize ailenize de zaman ayırıyorsunuz. <br><br>Sayın bakanım, siz bu zamanı iyi kullanarak bütün dış komşularımızla diyalogları sağlayarak aradaki düşmanlıkları kaldırdınız. Gene bütün iç ve dış toplantılara seyahatler, meclis toplantıları, bürokrasi gelen ziyaretçiler telefon görüşmeleri yazışmalar hepsi yürüyor. Hatta ibadetleriniz aileniz, evlatlarınız, arkadaşlarınız, dinlenmeniz hepsi bu zaman diliminde olup bitiyor. Sizin de 24 saatiniz var bizimde 24 saatimiz var.<br><br>O zaman biz, neden zaman yokluğundan bahsedebiliriz ki; <br><br>Şöyle tarihe bir bakalım Edisonun da 24 saati vardı ünlü İslam düşünürü Gazalinin’de ve daha binlerce iz bırakanlarında 24 saati vardı bir gün içinde… Gazalinin yazdığı eserleri hesap etmişler tüm ömründe sürekli yazı yazsa sadece 2 saat yazmadan geçirebileceği zamanı oluyormuş. Soruyorlar Gazali’ye bu kadar eseri nasıl yazdın ne zaman okumaya zaman ayırdın, nez aman dinlendin, ne zaman uyudun bu nasıl oldu. Diyor ki; sadece sabahları 2 saat yazmaya zaman ayırarak büyük bir bölümünü meydana getirdim. Çünkü benim için yazmaya en kabiliyetli olduğum zaman sabah saatleridir’ demiş. <br>Acaba bizim için en verimli çalışma zamanın ne zamandır<br><br>Düşünün ki, bir nehir akıyor, sular akıp gidiyor. İşte zamanın akıp gitmesi gibi. Ama siz o akan nehirden sulama yapar, bağ bahçe yetiştirirseniz o bahçelerden istifade eden canlılar olacaktır. O sular boşa akıp gitmemiş olacaktır. Ama bilin ki, bir gün o nehir kuruyacak sular kesilecek ve akmayacak. O gün ne zaman bilemiyoruz. O zaman sular akarken kıymetini bilelim.<br><br><br>Düşünün banka hesabınız var ve her gece tam saat gece 24.00 de 24.000 dolar hesabınıza yatıyor.<br>Ve sana diyorlar ki; ‘bu parayı yarın gece bu saate kadar harcayabilirsin. Birileriyle beraberde harcayabilirisin. Ancak bu parayı harcaması için başkalarına vermeyeceğin gibi depolayamaz saklayamazsın. Bu parayı harcamamanda gece saat 24.00 de hesabın otomatik sıfırlanacaktır.<br><br>Ancak bu parayla geleceğe yatırım yapabilirsin. <br>Evet, işte hepimizin böyle bir banka hesabı var. Bu banka hesabımızın adı da zaman. Ama bilin ki bu hesaba bir gün artık para falan yatmayacak, hesap sıfırlanacak, hesap kapanacak. O zaman var olan hesabın varlığın kıymetini bilelim.<br><br>Evet değerli dostlar işte bu bir gün içinde bize verilen 24 saatlik zaman dilimi…<br><br>Neden biz de zamanımızı iyi kullanarak gelecek nesiler bir not bir anı bir hikâye bırakmayalım.<br><br>Ben şahsen babamın dedemin hatta büyük dedemin ninemin nasıl bir gençlik yaşadığını nasıl bir hayat yaşadığını merak ediyorum.<br>Acaba büyük dedemin yaşadığı zamanda hayat nasıldı?<br>Yönetim nasıldı?<br>Onlar akşamları ne ile nasıl zaman geçiriyorlardı. Geçim yolları ne idi, kaç kardeştiler? Böyle soruları çoğaltabiliriz. Dedemle ninemle ilgili bir doküman yazı olsa ne iyi olurdu…<br>Peki, biz neden gelecek nesillere bir anı bir not bir yazı bir kitap bir kendi yaptığımız resim bırakmayalım.<br><br><br>Hepimizin haftada 168 saati var. Eğer 2 saat daha fazladan verilseydi ne yapardınız.<br><br><br><br>• Zaman; Yerine konması, geri döndürülmesi, yenilenmesi, üretilmesi, depolanması, satın alınması mümkün olmayan bir kaynaktır.<br><br>Öncelikleri bilmek ve sıralamak gerekir.<br><br>Bizim önceliklerimiz nedir? <br><br><br>Profesör sınıfa girip karşısında duran dünyanın en seçilmiş öğrencilerine kısa bir süre baktıktan sonra, “Bu gün Zaman Yönetimi konusunda deneyle karışık bir sınav yapacağız” dedi. Kürsüye yürüdü, kürsünün altından kocaman bir kavanoz çıkarttı. Arkadan, kürsü-nün altından bir düzine yumruk büyüklüğünde taş aldı ve taşları büyük bir dikkatle kavanozun içine yerleştirmeye başladı. <br><br>Kavanozun daha başka taş almayacağına emin olduktan sonra öğrencilerine döndü ve “Bu kavanoz doldu mu?” diye sordu. <br>Öğrenciler hep bir ağızdan “Doldu” diye cevapladılar. <br>Profesör “Öyle mi?” dedi ve kürsünün altına eğilerek bir kova mıcır çıkarttı. Mıcırı kavanozun ağzından yavaş yavaş döktü. Sonra kavanozu sallayarak mıcırın taşların arasına yerleşmesini sağladı. <br><br>Sonra öğrencilerine dönerek bir kez daha “Bu kavanoz doldu mu?” diye sordu. <br><br>Bir öğrenci “Dolmadı herhâlde” diye cevap verdi. <br>“Doğru” dedi profesör ve gene kürsünün altına eğilerek bir kova kum aldı ve yavaş yavaş tüm kum taneleri taşlarla mıcırların arasına nüfuz edene kadar döktü. <br>Gene öğrencilerine döndü ve “Bu kavanoz doldu mu?” diye sordu. <br><br>Tüm sınıftakiler bir ağızdan “Hayır” diye bağırdılar. <br>“Güzel” dedi profesör ve kürsünün altına eğilerek bir sürahi su aldı ve kavanoz ağzına kadar doluncaya dek suyu boşaltı. <br><br>Sonra öğrencilerine dönerek “Bu deneyin amacı neydi” diye sordu. <br><br>Uyanık bir öğrenci hemen “Zamanımız ne kadar dolu görünürse görünsün, daha ayırabileceğimiz zamanımız mutlaka vardır” diye atladı. <br><br>“Hayır” dedi profesör, “bu deneyin esas anlatmak istediği &quot;Eğer büyük taşları baştan yerleştirmezsen küçükler girdikten sonra büyükleri hiç bir zaman kavanozun içine koyamazsın&quot; gerçeğidir”. <br><br>Öğrenciler şaşkınlık içinde birbirlerine bakarken profesör devam etti: “Nedir hayatınızdaki büyük taşlar? Çocuklarınız, eşiniz, sevdikleriniz, arkadaşlarınız, eğitiminiz, hayâlleriniz, sağlığınız, bir eser yaratmak, başkalarına faydalı olmak, onlara bir şey öğretmek! Büyük taşlarınız belki bunlardan birisi, belki bir kaçı, belki hepsi. Bu akşam uykuya yatmadan önce iyice düşünün ve sizin büyük taşlarınız hangileridir iyi karar verin. Bilin ki büyük taşlarınızı kavanoza ilk olarak yerleştirmezseniz hiç bir zaman bir daha koyamazsınız, o zaman da ne kendinize, ne de çalıştığınız kuruma, ne de ülkenize faydalı olursunuz. Bu da iyi bir iş adamı, gerçekte de iyi bir adam olamayacağınızı gösterir”.<br><br>• Zaman pahalıdır.<br>• Yapılacak her iş için bir zaman gereklidir.<br><br><br>Zaman Tuzakları<br>• Plânsızlık<br>• Öncelikleri belirleyememek ve sıralayamamak<br>• Ertelemek<br>• Kendini gereğinden fazla işe adamak<br>• Acelecilik<br>• Kırtasiyecilik ve verimsiz okuma<br><br><br>• Rutin ve gereksiz işler<br>• Açık kapı politikası (hayır diyememek)<br>• Gereksiz telefonlar<br>• Gündemsiz ve verimsiz toplantılar<br>• Kararsızlık<br>• Yetki verememek<br>• Dağınık masa ve büro düzeni<br>
YAŞAYABİLECEĞİMİZ 15 ÇEŞİT ZAMAN:

1-Bedenimize ayırdığımız zamanlar
2-Boş zamanlarımız
3-Zevkimiz için ayrılan zamanlar
4-Tüketime ayrılan zamanlar
5-Seyahatlere ayrılan zamanlar
6-Dinlenmeye ayrılan zamanlar
7-Sevgiye ayrılan zamanlar
8-Başkalarına ayrılan zamanlar
9-Ailemize ayrılan zamanlar

10-Oturmaya ayrılan zamanlar
11-Gelişmeye ayrılan zamanlar
12-Yaratıcılığımızı geliştirmeye dönük zamanlar
13-Meditasyona ayrılan zamanlar
14-Çocukluğumuzu aradığımız zamanlar
15-Yalnız kaldığımız anlar
16- ibadetlerimize ayrılan zamanlar


NELERE ZAMAN HARCIYORUZ:
• 8 saat uyku
• 2 saat yeme - içme
• 1 saat giyinme - temizlik - süslenme
• 8 saat iş - geçim için çalışma
• 1 saat ulaşım
• 2,5 saat televizyon (5 10)
• 1 saat telefon
Dikkat ederseniz
…Ahret için süre koymadım


* Bir maç izleriz 2 saat sürer hiç canımız sıkılmaz
Ama hoca camide vaazı 2 dakika uzatsa hemen kükreriz sesimiz yükselir.
*Bir film dizi izleriz 2 saat sürer hiç canımız sıkılmaz
Ama 2 rekât fazladan namaz kılsak bu bize çok gelir.
*Fuzuli binlerce Tl para harcarız ve bu parayı buluruz, bundan keyif alırız.
Ama bir hayır kurumuna yada bir fakire 10 Tl versek gözümüzde büyür bir şey yaptık sanırız.
*Düğünlere diskolara barlara zevkle kahvehaneler dedikodu mekânlarına zevkle gider bolca zaman harcarız.
Ama bir hasta ziyaretine bir vaazı nasihat dinlemeye ya da bir mezarlık ziyaretine gitmek oralarda az bir zaman geçirmek bize zor gelir, çok gelir.
*100 Tl menfaatimiz olsa bizi sabah erken saatlerinde zengin bir çağırsa hiç terettüt etmeden uykudan kalkar koşarak gideriz ve akşama kadar çalışırız.
Ama ebedi saadetimiz için her gün okunan ezanları kendi huzuruna çağıran ALLAHH’ hiç galeye almayız.



ZAMANIN DEGERI

BİR YILIN DEĞERİNİ;
TEK DERSTEN KALAN ÖĞRENCİ BİLİR.
BİR AYIN DEĞERİNİ;
bir ay erken çocuk DOĞURAN ANNE BİLİR.
BİR HAFTANIN DEĞERİNİ;
HAFTALIK DERGİNİN EDİTÖRÜ BİLİR.
BİR SAATİN DEĞERİNİ;
EVE DÖNMEK ZORUNDA OLAN ÂŞIKLAR BİLİR.
BİR DAKİKANIN DEĞERİNİ;
UÇAĞI KAÇIRAN YOLCU BİLİR.
BİR SANİYENİN DEĞERİNİ;
KAZA ATLATAN KİŞİ BİLİR.
BİR MİLİSANİYENİN DEĞERİNİ;
100 METREDE GÜMÜŞ MADALYA ALAN ATLET BİLİR.


Zaman Kaybettiriciler
• Düzensizlik
• Hayır diyememek
• Geciktirme
• Beklemeler
• Aksaklıklar
• Ziyaretçiler
• Posta
• Dedikodu
• Gereksiz titizlik
• Kahve sohbetleri

Şunu unutmayın ki zaman hiç kimseyi beklemez.
Dün artık mazi oldu. Yarın ise muamma. Bugün ise avuçlarımızın içinde bize sunulmuş bir armağandır.
Dün protesto olmuş senet daha tahsil edilemez, yarın ise vadeli bir çek ya tahsil edilir yada edilmez. Ama bu gün var o eldeki nakit para…

Şu gerçeği unutmayın;
TEK ÖNEMLİ VAKİT VARDIR.;İçinde bulunduğunuz an.O an en önemli vakittir,
Çünkü sadece o zamanda elimizden bir şey gelebilir.

EN ÖNEMLİ KİŞİ, kiminle beraberseniz odur, zira hiç kimse bir başkasıyla bir daha görüşüp görüşmeyeceğini bilemez;

Vaktini takvim yaprakları gibi çöpe atanlar,

İyilik ve güzellik adına ne bekleyebilirler ki?"


***"Zamanın kıymetini bilmeyenler kıymetsiz olurlar."

Zaman hakkında ayet


103:1 - Asra yemin olsun ki,
103:2 – İnsan mutlaka ziyandadır.
103:3 –Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır
zaman ile ilgili hadis
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Beş şeyden önce beş şeyi ganimet bil: İhtiyarlığından önce gençliğini hastalığından önce sağlığını fakirliğinden önce zenginliğini meşguliyetinden önce boş zamanını ve ölümünden önce hayatını.” buyurmaktadır

Yine başka bir hadisi şerifte peygamberimiz Hz. Muhammed s.a.v

İnsan Dünya’da 3 şey için çalışır. Bir mal mülk, 2 eş dost, akraba, çoluk çocuk, 3 ahiret için çalışır. Ancak ölünce mal mülk onu hemen bırakır, eş dost evlat akraba ise mezarlığa kadar eşlik eder. Allah için yaptığı çalışmalar ise onunla kabire beraber girer. Buyuruyor.


Mevlâna Hazretleri Şöyle Buyurur:
"Çocukluğun oyunla,
Gençliğin gafletle
İhtiyarlığın meşaggatle geçti.
Pekiyi, söyler misin, Allah’a ne zaman ibadet edeceksin?"




Zaman ile ilgili Atasözleri - Zaman Atasözleri

Zaman, birçok örtüleri kaldırabilir. J.Jack Rousseau

Zaman, kolay elde edilen ve ucuz olan şeyleri siler. Roy Chansior

Zaman, sessiz bir testeredir. Emmanuel Kant

Zamanın azaltamadığı, yumuşatamadığı üzüntü yoktur. Cicero

Zamanın kaybolduğunu bilenler, en çok üzüntü duyanlardır. Dante

Zaman büyük bir öğretmendir, yalnız ne yazık ki daima öğrencilerini öldürür. Curt Goertz

Zamanın, kime dost, kime düşman olacağı bilinmez. Shakespeare

Zamanlarını en kötü şekilde kullananlar, en çok, zamanın kısalığından şikayet ederler. La Bruyere

Ahmaklar zamanı nasıl öldüreceğini, akıllılar ise nasıl kazanacağını düşünür. Alain

Ey insan, zaman sensin, sen iyi olursan zaman da iyidir, eğer sen kötü isen zaman da kötüdür. Hz. Muaviye r.a.

Hayatınızı seviyorsanız zamanınızı boşa harcamayınız, çünkü zaman hayatın kendisidir. Benjamin Franklin

İki kere yıkanamazsın aynı ırmakta; üzerinde akan sular, şimdi yeni sulardır. Heraklet

İnsanlar, babalarından ziyade zamanlarına benzerler. Hadis-i Şerif

Mutluluk başarıya, başarı ise zamanı değerlendirmeye bağlıdır. Seneca

Yaptığınız işin en iyisini, bir de zamanında yapın, o vakit dağ başında bile olsanız insanlar sizi bulur. Thomas Brown

Zaman aklı, olgunluğu ve hizmeti artırmak için bize verilmiş en değerli sermayedir. Thomas Mann

Terazi tartıyla, herşey vaktiyle ölçülür.

Bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterir

Şimdilik ölümüne kadar hayattasın

Vakit nakittir.

Vakitsiz öten horozu itlaf ederler

Zaman sana uymazsa sen zamana uy...

Geçti Bor'un pazarı, sur eşeği Niğde'ye...

Sakla samanı, gelir zamanı
Her saat yaralar. Sonuncusu öldürür. Bask atasözü

Demir tavında dövülür.
Yazın gölge hoş kışın çuval boş.
Boşa harcadığın bir dakika, ömründen çaldığın bin dakika.


En Yükseğe Erişmek İsterseniz, En Aşağıdan Başlayın

Evet, dostlar bir de zaman öldürenler var…

Zamanı öldürenlerin de gelir ölüm zamanı.


İşte o zaman kâğıt tutan eller, para tutan eller, yaka tutan eller, sigara, içki tutan eller, tespih tutan eller, silah tutan, kumanda tutan, fare (mouse) tutan eller, kumar kağıtları tutan eller, telefon tutan eller ve hiçbir şey tutmayan eller titreyiverir.


Zamanı gelince gözler açık gider. Zamanı öldürenlerin de gelir ölüm zamanı, artık gitmeler üzerinedir her şey. Omuzlarda kabre doğru gitmededir insan. Beden gider, ruh afallar. Zamanı öldüreyim deme sakın, dikkat et de o seni öldürmesin! İyi düşün, her anın kıymetini bil. Zamanı öldürmeyi düşünme, o seni öldürürken düşünmeyecek


“Ne yapıyorsunuz bayanlar beyler?”, “Hiç, zaman öldürüyoruz. Aha çift okey!” Evet, sevgili okuyucular zamanı öldüreyim demeyin, zamanı öldürmeyi düşünmeyin sakın, çünkü o sizi öldürürken hiç mi hiç düşünmeyecek.

6 Aralık 2010 Pazartesi

Başarılı ಒಳ್ಮಕ್ içಇನ್ gerekenler


BAŞARILI OLMAK İÇİN

Hayatta tesadüf, fırsat, şans ancak onlardan yararlanmaya hazır olanların işine yarayabilir. Dikkatli, hevesli, çalışkan, sabırlı ve en önemlisi hedefi olan insan tesadüfleri değerlendirebilir, fırsatları yakalar ve şansı kaçırmaz.

Okyanusta gemi hedefsiz rotasız nereye gidebilir ki, yelkensiz gemi nereye gider. Motorsuz hedefsiz gemi yol alabilir mi?


Nerede olmak istiyorsanız 10 sene 20 sene sonra olmak istediğiniz yerin pozisyonun makamın hayalini kurun.
Para kazanmak ve refah içinde yaşamak için insanın bir stratejisi olması lazımdır. Strateji donuk, katı bir şey değildir. Esnek ve değişen bir hedeftir. Hedefi iyi tayin etmek lazım. Çok abartılı olan vizyonlar yanılmaca olmaya mahkûmdur. Vizyonunuzu hangi olanaklar ile elde edeceğinize karar vermeniz lazım.
Mesela zengin biri mi olmak istiyorsun?
Üniversite hocası mı?
Manken mi?
Sanatçı mı?
Üst düzey yönetici mi?
Bunarlı çoğaltabiliriz. Olmak istediğiniz yerde düşünün kendinizi. Kendinize bir plan yapın. Diyelim ki 10 yıl sonra olmak istediğiniz yere 10 yıllık yolunuz var demektir. O zaman yola koyulmak gerekir. Yatmayla bir yerlere varılmaz.
Başarı yolunuza çıkan bir sürü engeller olacaktır. Ama sizin bir hedefiniz var. Siz o hedefe ulaşmak için durmayacaksınız. Engellere takılmamaksınız.
Şöyle bir düşünün; bugün üniversitelerde profesörlerin, ders aldığınız hocalarımızın ilkokul arkadaşları neredeler. Bir sürü ünlü yazarların ilkokul arkadaşları neredeler. Hatta sizin ilkokul arkadaşlarınızın hepsi buralarda mı? Onlarla başarı merdivenlerini tırmananların arasını ne açmıştır.
Bugün ülkemizin sayılı zenginleri koç, sabancı ile aynı dönem ticarete başlayanların arasında ne fark vardı sizce…

Vizyon sahibi olmak, hedef belirlemek, azimle sabırla her gün her saat her dakika o hedefe doğru yürümek aradaki farkı açan unsurlardır.

Ana dilinizi çok iyi kullanmalısınız. Mutlaka 2. bir dil öğrenmelisiniz. Olmak istediğiniz yerde şu anda olanların Hayallarını incelemelisiniz okumalısınız.

Yolunuza çıkacak engellerin bir tanesi

1-Kötü arkadaşlardır.

Arkadaşın kötüsü, emin ol ki bir gencin başına gelebilecek kötülüklerin en kötüsüdür. Ve her kötülük gibi o da sinsi ve maskelidir.
Arkadaşın kötüsü çalışanlardan rahatsız olur, muvaffak olanları hiç belli etmeden kıskanır, muvaffak olmayı küçümse­mek ve alaya almak suretiyle intikam alır. Seni kendine benzet­mek ve kendi düştüğü çukura sürüklemek için başvuracak çare arar. Sözleri ile ve yaşayış tarzı ile manevi enerjini kırar ve sen­de haince bir ruhi gevşeklik yaratır. Sözün kısası, inan ki kötü arkadaş bir gencin hayatında rastlayacağı en büyük bahtı ka­ralıktır.

Kötü arkadaşlarınız sizi hedefinizin dışında bir yerlere götürmek istese de siz onlara uymamalısınız. Kötü arkadaş insanı kötü alışkanlıklara başlatır. Bir sigara yak diye başlayan bir macera sonu bitmeyen ve vaz geçilmeyen bir tiryakiliğe götürür sizi. Hatta içki uyuşturucu v.b gibi kötü alışkanlık müptelaları hep kötü arkadaş kurbanıdır.

2- Tembelliktir.

Tembelliğin diğer isimler, Havailik, Gevşeklik, Hoppalık, züppelik, uyuşukluk, üşengeçlik, keyfine düşkünlüktür.

Tembelliğin kitabından bazı şeyler okumak istiyorum…

Adam sen de… Çalışanlar ne olmuş sanki?— Üzme kendini şu ölümlü dünyada çalışmak yıpranmaktır.— Hayat dediğin bir şanstır.— Şansın varsa, her şeyin var demektir.— Şansın yoksa kendini parçalasan da bir şey olamazsın.— Zaten suyu getiren de testiyi kıran da bir.— Sen testiyi kır, suyu başkaları getirsin de afiyetle iç…— Hem bir işin olacağı varsa sırt üstü yatsan da olur, ola­cağı yoksa yırtınsan da olmaz.— Hele dursun bakalım, şimdi şöyle yaslan da yarın sa­bah yaparsın.— Hem sana çalışmak yaramıyor; iştahın kaçıyor, neşen sönüyor.— Huy bu ya, ben bütün sene kitabı, defteri koltuğumda gezmekten; hele kütüphane köşelerinde pineklemekten hoş­lanmıyorum…— İmtihanlara şöyle yirmi gün kala kafayı vurur, dersleri hazırlar ve imtihanları mis gibi geçerim…— Nedense benim yalnız imtihan üstü zihnime bir açıklık geliyor; sene içinde sanki uykudayım…— Hem de hacet (lüzumu var) muvaffak olanın ve olma­yanın gideceği yer mezarlık değil mi?- Dünyaya insan bir defa gelir; hayattan kâm almaya (zevkini çıkarmaya) bak…

Tembelliğin kitabında daha neler ve ne yaveler (boş söz­ler) var. Bildiğin şeylerle başını ağrıtmayayım.

Yatmayla bir yerlere varılmaz. Eğer yatmayla bir yerler varılsaydı. Herkes bir yerlerde olurdu. Mutlaka çok iyi çalışmak gerekir. Öyle olursa olsun olmazsa ne yapalım türünden bir çalışmayla olmaz. Bir konu bir iş bir ders çalışırken önünüze çıkan büyük bir kaya parçasını engel olarak görmeyin. O kayaya gücünüz yetmeye bilir ama. Siz o kayayı parçalar bölerek yoldan atabilirisiniz.

3- Kötü örneklerdir.

Başkalarının birden yukarılara çıkması sizi yanıltmasın. Piyangodan şans oyunlarından kazanılan zenginlikler, ya da bir torpille bir yerlere çıkanlar da sizi yanıltmasın. Onlar istisnai durumlardır. Zaten hak edilmeden kazanılan başarılar gece yatağa yattığınızda sizi rahat uyutmaz. O başarının o servetin sonu pek olmaz. Piyangodan para kazananların hayatları kaymıştır. Bir ünlüye sırtını yaslayarak şöhret olanlar yaslandıkları kişi desteğini çektiği zaman çıktıkları gibi hızla geldiği yere dönmektedirler.
Spor karşılaşmalarında dünya şampiyonu ile dünya 2. cinin arasındaki fark 2. nin pes ettiği anda bile sabırla dayanan birinci olmuştur.

İş hayatında başarılı olmak için çok çalışmak, iyi bir lider olarak takımınız iyi motive etmenlisiniz. Neler bildiğiniz değil neler bilmediğiniz daha önenmelidir. İnsanlardan enerji almak yerine insanlara enerji vermelisiniz. Kendinizi sürekli yenilemelisiniz. Her kademedeki insanın görüşünü almalısınız. Çalışanınızın müşterinizin, ilişkide olduğunuz tüm insanları sevmelisiniz.
İş hayatında kendini devamlı eğitmeyi faydalı görüyorum. Çünkü şartlar, bulunduğunuz zemin, ekonomi, politika devamlı değişebiliyor. İşte eğitim önemli.


İş hayatında dürüst olmak şarttır. Çalıştığınız ülkenin kanunlarına uymak insana itibar getirir. Disiplinli çalışmak gereklidir. Eğlence ise eğlence, dinlence ise dinlence, çalışmak ise çalışmak, hepsi ölçülü olmalı.

Mutlaka aile kurulmalı. Evlat yetiştirilmeli. Mutlaka insanın dinine bağlı olması, büyüklerine hürmet etmesi ve anenelerini unutmaması lazımdır. Uyumlu bir aile geçimin yarısıdır.


Özetlersek Başarılı olmak için,

Çalışmak çok önemli,
Disiplinli olmak önemli,
Sabırlı olmak önemli
Eğitimli bilgili olmak önemli
İnsanları saymak dürüst olmak enerjik olmak önemli..
Ama bunlardan daha da önemlisi olan hatta en önenmelisi
İSTİKRARLI olmaktır.

Nice bilgili okumuş insanlar var ama işsiz. Nice mucitler var bir baltaya sap olamamış. Çalışmak ise, hamallar kadar hiç birimiz çalışamayız. Ama bunlardan başarılı olanların içinde istikrarlı olanlar hedefe ulaşanlardır.






Düzenli, disiplinli ve planlı çalışan insanlar, içinde bulundukları şartları değiştirerek, mutlaka iyi bir yere gelecektir. Herkes zirveye çıkamaz ama bu şekilde çalışanlar elbet bulundukları noktalardan daha üstlere tırmanabilir

Bütün bunlarla beraber meseleyi bir örnekle açıklayarak bitirmek istiyorum.


Başarı basamaklarını hızla çıkıyorsunuz.

1. Hedef belli iyi insan olmak, adam gibi adam olmak, kadın gibi kadın olmak, başa bir yazalım

1.
Sonra çok çalışkansınız bu sizi geliştirdi bu birin arkasına bir sıfır koyalım. Başta bir olan değeriniz
10 oldu.
Sonra sabırlınız bu sizi gene daha yukarılara çıkardı ve eldeki 10 olan değerinize bir sıfır daha koyalım değeriniz 1
100 oldu.
Sonra azimlisiniz elde 100 değere bir 0 daha ekleyelim eldeki değeriniz
1000 oldu.
Sonra kararlısınız eldeki değeriniz 1000 buna bir sıfır daha eklediniz.
Değeriniz 10000 oldu
Sonra çok iyi bir meslek seçtiniz şansınızda çok yaver gitti hayallerinizin bile ötesine geçtiniz. Ve elinizde olan 10.000 değerine bir 0 daha ekleyelim. Sizin toplam değeriniz

100.000 oldu

Ama en önemlisi şu baştaki bir var ya işte o iyi insan olmanızdır. İyi adam olmaktır. Adam olmaktır. Eğer iyi insan değilseniz o baştaki 1 rakamını sildiğimiz zaman arkaya doğru hiçbir şeye yaramayan bir sürü 00000 olacaktır.



.

4 Aralık 2010 Cumartesi

BUNLARI DÜŞÜNMELİYİZ

BUNLARI DÜŞÜNMELİYİZ

51 yaşındayım. Sizlerin geçtiği yollardan hızla bende geçtim. Bazınıza göre 10 bazınıza göre 15, 20, hatta 25 yaş daha yaşlıyım. Sizlerde benim peşimden hızla gelmektesiniz. Ben 20 li yaşlar da iken, 50–60 yaşında birinin ölüm haberin alınca derdim ki; ‘Maşallah ne kadarda yaşamış, yeter artık, bizde o kadar yaşasak yeter’ derdim. Şimdi ise şöyle geriye baktığımda inanın 51 senenin nasıl geçtiğini, ne çabuk geçtiğini bilemiyorum.

40 lı yaşlarda idim. Bir arkadaşımın ziyaretine gitmiştim. Arkadaşım yerinde yoktu. Ertesi gün onu gördüğümde ziyaretine geldiğimi ama onu dün bulamadığım söyledim. Bana bir arkadaşının cenazesine gittiğini söyledi. Ben taziyede bulundum ve arkadaşının kaç yaşında olduğunu sordum. O ise; ‘Arkadaşım gençti’ dedi. Sonra bana bakarak ‘Bana göre gençti. Ben 65 yaşındayım arkadaşım ise 60 yaşında idi’ dedi.

O zaman ben şunları anladım; Demek ki, yaşlı-genç, şişman- zayıf, güzel- çirkin, büyük-küçük, zengin-fakir, uzun-kısa, bilgili-cahil v.b gibi kavramlar her zaman tartışılabilir. Hemen sorabiliriz. Kime göre yaşlı, kime göre şişman, kime göre, uzun, kime göre bilgili, neye göre uzun gibi…

Mütevazı olmak gerekir. Zaten insan ne ile guruldanabilir ki; Bir baksanıza yaratışımıza nerden geldik, ne idik ne olduk, ne olacağız?

*Çok zengin olan birinin tüm varlığı bir gecede tutuşacak bir kıvılcımla yok olamaz mı?

*Çok güzel birinin yüzünde çıkacak bir sivilce veya 2 gece kalacağı uykusuzluk onun güzelliğini ne hale getirir.

Çok güçlü bir pehlivanın sinir sisteminden bir tanesinin kopması onu felç etmez mi?

O zaman ne kaldı gururlanacak kibirlenecek…

Biz bir kendimize soralım. Nasıl yaşamamız lazımken

Nasıl yaşıyoruz? Sorumluluklarımızın farkında mıyız? Sorumluluklarımız nelerdir? Bize verilen bu gençlik bu sağlık bu varlık hep devam mı edecek? Verilen krediyi nasıl kullanıyoruz?

Bu Dünya ya biz sadece yiyip içmek gezip tozmak, eğlenip gezmek için gelmedik.

Anlatmak istediğimi şöyle açıklayayım.

Bir kitap da okumuştum. Bir gence bir tepsi veriyorlar. Tepsinin üzerinde kıymetli bir şeyler var. Bir sarayın kapısından içeri girmesini söylüyorlar gence… Diyorlar ki; ‘bu sarayı gezerek iki saat içinde sarayın öbür kapısından çıkacaksın hem sarayı gezeceksin ve hem de kafandaki tepsiyi sakın ha düşürmeyeceksin. Tepsinin içindekileri de düşürmeyeceksin. Genç devam ediyor yoluna. İki saat sonra öbür kapıdan çıkıyor. Tepsi ve içindekiler sağlam duruyor. Gence soruyorlar. ‘ Ne gördün sarayda? Neler vardı? Neler yaptın? Genç diyor ki; ‘Ben sadece tepsiye konsantre oldum. Ben zamana konsantre oldum. Ben başka bir şeyin farkına varamadım’. Diyor.

Bu sefer aynı gence; ‘Tamam diyorlar, bu seferde tepsi falan yok ama zaman gene sınırlı gene iki saat. Bu seferde gir şu saraya öbür kapıdan gezerek yaşayarak çık gel. Diyorlar.

Genç giriyor sarayın kapsından. İçerde neler yok ki: Her şey var. Eğlence yerleri, oyun yerleri, yeme içme yerleri, bir sürü güzel hatun, denizler, nehirler her şey var. İnsanoğlu ne istiyorsa hepsi var sarayda… Genç dalıyor oraya, şurada yemek yiyeyim, şurada biraz eğleneyim, şurada muhabbet eydim, şuarada oyun oynayayım derken bir de bakıyor ki daha yapacaklarının yarısı dolmadan bile zaman dolmuş. Çıkarıyorlar gençi dışarıya.

Burada saray dünya, genç ise tüm insanlar, tepsi manevi değerler, tepsinin üzerindekiler manevi değerleri iman inanç ahlak. Sarayın içindeki güzellikler ise dünyanın içindeki güzellikler.

Ve anlatıyorlar;

Diyorlar ki ne senin önceki yaptığın doğru nede sonraki yaptığın doğru. Sen manevi değerlerine inancına imanına sahip çıkacaksın ama dünyadan da nasibini unutmayaksın. Ama tamamen de dünyaya eğlenceye oyuna dalmayacaksın.

Benim bir torunum var 1,5 yaşında ellerinizden öper. Bir gün çay içiyorum torunum ısrarla çay bardağını istiyor. Kaç defa oğlum yanarsın elin yanar desem de o gene elini sıcak çay bardağına uzatıyor. Korkuyorum ani bir hareket yapacak eli yanacak diye. Tuttum elini çay bardağını dışına değdirdim. Eli hafifçe yandı. Uf dedi. Elini kaçırdı. Ben daha sonra bardağı ona uzattığımda uf diyerek ellerini arkasına doğru kaçırdı.

Bazı şeyleri anlamak için illa onu yaşamak mı gerekir?

İlla yanmak mı gerekir. İlla acı duymak mı gerekir?

İnsanlar tecrübelerini çok pahallı öğrenirler ama bedava dağıtırlar. Akıllı insanlar başkalarının tecrübelerini bedava kullananlardır.

Bir şair şiir yazıyormuş. Başka biri ona diyor ki; ‘senin işin ne kadar kolay. Al kalemi ele yaz. Uydur uydur yaz. Çarşambayı sel aldı diye başla diyor. Şair ise;

Kolay mı bunu yazabilmek çarşambayı selin alması, sevdiğin yâri elin alması ellerinin koynunda çaresizi beklemen bunlar kolay şeyler mi az şeyler mi demiş.

Şair ne güzel demiş;

Bu günü bilirim dün geçti yarın var mı?

Gençliğe de pek güvenmem ölen hep ihtiyar mı?

Ölüm deyince biz insanlara hep bunu başkalarına yakıştırırız. Kendimize pek yakıştırmayız. Hatta birileri bir yerlerde ölümden bahsedince canımız sıkılır uflarız puflarız. Ama bu hayatın gerçeğini değiştirmez. Ölümden bahsedilse de bahsedilmese de bizim için olacak olanları değiştirmez. Geçen gün harami dere kavşağında gördüm bir taksi ile kamyonet çarpışmış, 2 tane gencecik insan ceset torbalarında idi… Her gün haberlerde gazete sayfalarında böyle haberler görmüyor muyuz? Bizim kapımız ölüm meleği tarafından ne zaman nerede çalınacak biliyor muyuz?

O zaman buna her an hazır olmamız gerekmez mi?

Her gördüğümüz insanı son görüşümüz gibi davransak olmaz mı?

İnsanlara davranırken, Eğer ‘Zaten sen hep böyle yaparsın diye sert bir mizaç sergileyerek koltuk altından sopa göstererek davranırsak, muhtemelen oda bize aynısı ile ya da daha sert bir şekilde davranacaktır. Biz ona koltuk altından sopa gösterirsek oda bize silah gösterecektir. İşte bu tür davranışlarla başlayan diyalogların sonuncunda bir sürü gencecik insanlar ya mezarlıklarda ya da ceza evlerinde yatıyorlar.

Söz ola kese savaşı,

Söz ola kestire başı,

Söz ola ağulu aşı

Bal ile yağ ide bir söz

Demiş yunus emre

Hâlbuki şöyle başlasak söze gülümseyerek alçak sesle sempatik bir şekilde, desek ki; ‘Sizin böyle davranmanız ya da böyle söylemeniz beni çok üzdü. Bu konuyu tekrar gözden geçirsek, tekrar değerlendirsek, çok taraflı baksak olaya, benim tarafımdan şöyle gözüküyor diye’ yumuşak bir lisanla güler yüzle anlatsak,bir çok şeyin değiştiğini göreceğiz…

Annemizin babamızın ailemizin, vatanımızın, sağlığımızın genliğimizin varlıklarımızın kıymetini ne kadar biliyoruz.

Ne kadar uykusuz kalmıştır annemiz bizi büyütürken, ne kadar tedirgin olmuştur ağladığımız, üşüdüğümüz zaman.. Bunları anlamak için illa anne olmak mı gerekir. Babamız biz doğunca ne kadar sevinmiştir. Güzel beslenmemiz için, İyi yeni şeyler giymemiz için, iyi eğitim almamız için ne kadar uğraşmıştır. Bunları anlamak için illa baba mı olmayı mı beklemek gerekir.

Yurt dışında bulundum. Nerelisin diye sorduğum yabancı bir vatandaş bana şöyle cevap verdi. ‘Benim vatanım yok. Ben vatansızım. Benim ülkemiz Amerikalılar işgal etti. Benim kimliğim benim pasaportum yok’ dedi. Bunu anlamak için illa o duruma düşmek mi lazım.

Hastanelerde inim inim inleyen kan bekleyen organ bekleyen insanlar. Onların durumuna düşmeden onları anlayamayız mı acaba?

Bir sıcak çorbaya ihtiyaç duyan bir sağlam ayakkabıya hasret kalan kışın sokaklarda barınmaya yer arayan insanlarda var. Bakıma muhtaç, yardıma muhtaç kimsesizler, öksüzler, yaşlılar var. Onların halini anlamak için oralara mı düşmek gerekir?

*Ailesiz olmak ne demektir bilir misiniz? O duruma düşmeden aile bireylerinin kıymetini bilmeliyiz.

O zaman bir plan program yapalım kendimize;

*En büyük düsturumuz ‘Kendimiz için sevip dilediğimiz şeyleri başkaları içinde sevip dileyelim. Kendimiz için sevip dilemediğimiz şeyleri başkaları içinde dilemeyelim.

*Her şeyi devletten ağadan babadan dayıdan beklemeyelim. Karanlığa küfretmektense bir mum yakalım. Yoldaki engeli önce biz kaldıralım.

*Eğer birini Allah için seviyorsak ona muhakkak bunu söyleyelim.

*Her gün annemizin babamızın ellerinden saygıyla öpelim. Bir Emirlerinin olup olmadığını soralım.

*Haftada bir gün bir öğün yemek yemeyelim. O yemeğin onun parası ile bir fakir doyuralım.

Ayda bir kez de olsa hele hiç olmazsa senede bir kez güçsüzler yurduna ziyarete gidelim.

*Ayda bir kez kan verelim ihtiyaç duyan bir hasta için.

*Organlarımız bağışlayalım. Düşünün ki organ bekleyen sensin ne kadar mutlu olursun değil mi?

Bir an bekle, arkana dön ve unuttuklarını anımsa. Kaybettiysen ara, kırdıysan af dile, kırıldıysan affet: Çünkü hayat çok kısa.

Eğer bunları yaparak yaşarsak yıllar sonra geriye baktığımızda yaşlandığımızda; Hem Allah tarafından sevilen biri hem de insanlar tarafından sevilen biri olarak yaşamış oluruz. Bir daha dünyaya gelseydim eğer şöyle şöyle yapardım deme gereği duymayız. İz bırakarak yaşarız. Gidince de bu dünyadan iz bırakanlardan oluruz.

HARİKA BİR HAYAT YAŞAMAK


HARİKA BİR HAYAT YAŞAMAK



Güzel bir Dünya’mız var ve hayattayız,


Yaşıyoruz, görüyoruz, yürüyoruz…


Yiyiyoruz, içiyoruz, nefes alıyoruz…


O zaman hayattan tat almak sıkça gülmek gerek


Yeni doğan bebeği koklamak,


Yetimin öksüzün başını okşamak,


Sıkça güneşin doğuşunu izlemek,


Hayatın inceliklerinden tat almak gerek…


Bir çocuğun elinden tutup yürümek,


Ama birisini yoldan karşıya geçirmek,


Otobüste yaşlı birilerine yer vermek,


Küçük mutlulukların tadını çıkarmak gerek…


Sevgiliyle kırda, bayırda, sahilde yürümek,


Fırsat buldukça havuzda denizde yüzmek,


Sevdiğine sevdiğini her dille söylemek,


Her anı doyasıya kaçırmadan yaşamak gerek…


Koklarken derinden öperken sevgiden öpmek,


Tabiattaki incelikleri güzellikleri görmek,


Var olan her nimetin bir sonunun geleceğini bilmek,


Yaşarken harika hayatı adam gibi yaşamak gerek…




Aktarılamayan saklanamayan zamanı iyi kullanmak,



Her sene bir ağaç dikip, tutana kadar onu sulamak,



Küçüklerini, yaşlılarını, aileni her zaman korumak,



Bulunduğun yerin varlığının kıymetini bilmek gerek…



Avarece dolaşıp, boş boş, boş adam olamamak,



Boş hayallerle tembelce oturup solmamak,



Emek vermeden, yorulmadan hazır sofraya konmamak,



Her yudum suyun her lokmanın tadını almak gerek…



Akrabayı ziyaret etmek, cenazede taziyeye gitmek,



Davetlere icabet, düğünlerde tebrik etmek,



Mazluma yardım selama karşılık vermek,



Herkese selam vermek bu incelikleri bilmek gerek…



İşverensen işçi gibi, işçi isen kendi işin gibi düşünmek,



Yaptığın işi en iyisi ile en güzeli ile kutsal görev bilmek,



Sıkça kendini karşındakinin yerinde görmek



Her yaptığın işin bir gün hesabının olduğunu bilmek gerek…



Dünya hayatının hepsinin üç gün olduğunu,



Dün geçti onun bir daha geri dönmeyeceğini,



Yarına ise ya kavuşup ya da kavuşamayacağını,



Bu günü bu anı harika bir şekilde yaşamak gerek…



Dostlarının, ailenin, vatanının, bayrağının kıymetini bilmelisin,



Sözcükleri, fikirlerini demeden akıl süzgecinden dermelisin,



Dünyada olup bitene kayıtsız kalmadan görmelisin,



Hiçbir şey ebedi değil, her şeyin kıymetini bilmelisin…



Hastaları, yoksulları, mezarlıkları ziyaret etmelisin,



Akrabayı dostları arkadaşlarını arayıp sormalısın,



Doğru konuşmalı, düzgün yaşamalı, sözünde durmalısın,



Senden geride olanları düşünüp varlıklarının şükrünü etmek gerek…



Boş teneke, boş adam gibi, doluya göre daha çok ses çıkarır,



Adam gibi düşünen adam gibi yaşayanlar peşinden iz bırakır,



Sözlerini fikirlerini akıl süzgecinden geçiren her yerde aranır,



İşinde, sözünde güzel huyunda ustası olmak gerek…



Çok üreten az ücret, ağlayarak çok konuşan iyi kazanır,



Böreğin göbeğini pastanın büyüğünü meramını iyi anlatan alır.



Üretip de satamayan, altında olsa ürünü, yolda yaya kalır,



Gene de her işte orta yollu olmak gerek,



Bir gün kendinin de özürlü yardıma muhtaç olabileceğini,



Bir gün seninde bir böbrek bir organa ihtiyaç duyabileceğini,



Hiç beklemediğin bir anda, bir yerde ölebileceğini,



Gene de organlarının bağışında bulunmak gerek.



Bu sağlığın bu gençliğin bir gün biteceğini,



Varlığın zenginliğin güzelliğin sönüp gideceğini,



Her canlı gibi seninde bir gün öleceğini,



Ölürken bile adam gibi hazır olup ölmek gere



2.11.2010





maç













BAŞARILI OLMAK İÇİN

BAŞARILI OLMAK İÇİN

Hayatta tesadüf, fırsat, şans ancak onlardan yararlanmaya hazır olanların işine yarayabilir. Dikkatli, hevesli, çalışkan, sabırlı ve en önemlisi hedefi olan insan tesadüfleri değerlendirebilir, fırsatları yakalar ve şansı kaçırmaz.

Yürürken sadece yola bakmayınız. Sağa, sola da bakınız. Dünyada neler oluyor etrafınıza bakınız. Daima kendinizi, işinizi geliştiriniz. Etrafınızdaki insanlara kulak verinzi. Müşterilerinize kulak verip, problemlerine yardımcı olun. Çalışanlarınızla yakın ilişki kurun. Onların önerilerine değer verin. Rakiplerinizin olması size onlara yetişmek ve onları geçmek yönünde gayret vermeli. Kimseyle çatışmayın, yolunuza devam edin. Gücünüzü, işinizi daha iyi yapmaya sarfedin. Çalışanlarınıza, müşterilerinize güven verin. Herkes güven duyduğu malı alır, güven duyduğu müessesede çalışır, güvenli müessese ile iş yapar.

Yeni atılım ve teşebbüslerinizi beynelminel kriterlere göre yapın. Hislerinize mağlup olmayın. Herkes çok başarılı ve zengin olmayı ister. Şartlar uygun oluşturulmazsa netice hüsran olur. İstediğiniz kadar değil, oluşturabildiğiniz kadar başarılı olabilirsiniz

İş hayatında başarılı ve zengin olmayı isteyenlere en başta dünyayı izleyebilmelerini öneririm. İkinci olarak ise, yine tekrarlıyorum, bir yabancı dil öğrenmelerini tavsiye ederim. Üçüncü önerim ise gerektiği zaman hayatın dönüş etaplarını sindirmeleridir. Bu etaplarda tecrübe ve itibar kazanarak yukarı doğru çıkmalarını, yani her zaman asansörle değil bazen de merdivenle yukarı çıkmalarını gerektiğini düşünüyorum.

Bir defa bir günden bir güne zengin olunmaz; bunu kafalarına koymaları lazım. Piyangodan para kazananların hayatları kaymıştır. Para kazanmak ve refah içinde yaşamak için insanın bir stratejisi olması lazımdır. Strateji donuk, katı bir şey değildir. Esnek ve değişen bir hedeftir. Hedefi iyi tayin etmek lazım. Çok abartılı olan vizyonlar illüzyon olmaya mahkumdur. Vizyonunuzu hangi olanaklar ile elde edeceğinize karar vermeniz lazım.

Gençlerin en önce girişimci olarak mı yoksa profesyonel olarak mı çalışacaklarına karar vermeleri lazımdır. Girişimci olduğunuz zaman küçük havuzda büyük kurbağa olursunuz. Mesuliyet sırtınızdadır. Uykusuz geceler geçirebilirsiniz. Profesyonel olduğunuz zaman da büyük havuzda küçük kurbağa olursunuz. Geceleri nispeten daha rahat uyursunuz. Çünkü işin sahibi değilsinizdir. Bu kararı verdikten sonra hedefler seçeceksiniz.

İş hayatında kendini devamlı eğitmeyi faydalı görüyorum. Çünkü şartlar, bulunduğunuz zemin, ekonomi, politika devamlı değişebiliyor. İşde eğitim önemli.

İş hayatında dürüst olmak şart. Çalıştığınız ülkenin kanunlarına uymak insana itibar getirir. Disiplinli çalışmak gereklidir. Eğlence ise eğlence, dinlence ise dinlence, çalışmak ise çalışmak, hepsi ölçülü olmalı.

Mutlaka aile kurulmalı. Evlat yetiştirilmeli. Mutlaka insanın dinine bağlı olması, büyüklerine hürmet etmesi ve anenelerini unutmaması lazımdır.

Varlık elde ettikten sonra insanın bu varlığını memleketine geri vermesi lazım. Sosyal ihtiyaçları karşılamak, kültür, eğitim ve sağlık alanlarında bu kazandığınız parayı geri vermek gerekir. Zenginliği sokaktaki adama sempatik hale getirmek lazım. Zengini düşman gibi göstermemek gerekiyor


İş hayatında başarılı olmak için çok çalışmak, iyi bir lider olarak takımınızı motive edebilmek, neler bildiğinizi değil neleri bilmediğinizi bilmek, insanlardan enerji almak yerine insanlara enerji vermek, kendinizi sürekli yenilemek ve her kademede yönetici ve memurun gerektiği zaman görüşünü almak ve çalışanınızı, müşterinizi, tüm ilişkide olduğunuz insanları sevmek çok önemlidir.

Düzenli, disiplinli ve planlı çalışan insanlar, içinde bulundukları şartları değiştirerek, mutlaka iyi bir yere gelecektir. Herkes zirveye çıkamaz ama bu şekilde çalışanlar elbet bulundukları noktalardan daha üstlere tırmanabilir