9 Haziran 2011 Perşembe

VASİYETİMDİR.


Esselamü aleyküm

VASİYETİMDİR.
Allah (cc) ne kadar şükür etsek görevimizi yapmış olmayız. Alemlere rahmet Hz. Muhammed (sav) efendimize salat ve selamların en güzelini yapmalıyız. Rahman'a hizmet etmiş gelmiş geçmiş bütün insanlardan dualarımızı eksik etmemeliyiz. Bilhassa akrabalarımız ve bizim üzerimizde hakları bulunanları minnet, şükran ve rahmetle anmalıyız.
Ey soyumun devamına vesile olduğum neslim.
Ey akrabalık bağı ile bağlı olduğum akrabalarım.
Ey dostlarım ve ey komşularım.
Ey bu sese kulak veren insanlar.
Her birinizi seviyorum ve kucaklıyorum. Her türlü hak ve hukukumu helal ediyorum.
Sizlerden de helallik diliyorum. Eğer bir hakkınız olduğunu düşünüyorsanız
sağlığımda belge ve bilgilerinizi ortaya koyarak bunu benden talep etmenizi istiyorum. Eğer ben aranızdan ayrılmış olursam ve bende bir hakkınız olduğunu düşünüyorsanız elinizdeki belge ve bilgileriniz ile birlikte o gün hayatta olan
oğullarım, kızlarım, damatlarım ve torunlarıma başvurunuz. Burada vasiyet ediyorum. Benim borçlarımı sizlere ödesinler. Böylece hiç kimsenin kimseye faydası olmayacağı kıyamet gününe alacak ve vereceğimiz kalmasın. Sizlere bu dünyanın hiçbir değerinin olmadığını bir defa daha hatırlatmak isterim. Bu dünyadan yararlanmak ve yaşamanın bir değerinin olduğunu fark etmek için aşağıdaki vasiyetime kulak vermenizi dilerim;
1. İnsanlara karşılık beklemeden faydalı olunuz derim.
2. Bildiklerinizle iş yapıp, bildiklerinizi başkalarına da öğretmenizi dilerim.
3. İnsanlar ne olursa olsun ve nasıl olursa olsun, onların sevinçlerini, acılarını paylaşmanızı isterim. İyi biliniz ki sevgiler paylaşıldıkça büyür, kederler
paylaşıldıkça küçülür.
4. Servetinizden de insanların paylarını ayırın ki ; servetinizdeki kirler temizlensin ve servetiniz katlanarak çoğalsın. Küçük günahlarınız bağışlansın, arzu
etmediğiniz işler başınıza gelmesin.
5. Çıkarınız içinde olsa yalana asla tevessül etmeyiniz.
6. Helal kazançlarınızı hırsızlıkla kendinize ve ailenize haram etmeyiniz.
7. İffetinizi, namusunuzu, şerefinizi, asaletinizi, edebinizi, vatanınızı koruyunuz. Ailenize ve çocuklarınıza yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin. Siz gösterişli bir hayat yaşarken onları bu yaşadığınız hayattan mahrum etmeyiniz. Onların sizin kazancınızın her kuruşunda hakkı olduğunu düşününüz.
8. Hiç kimseye iftira etmeyin. Toplumsal düşmanların dışında her insan için iyi zanda bulununuz.
9. Her yaptığınız iş de toplum çıkarlarını kendi çıkarlarınızın üstünde tutunuz. Yararsız, boş bir saniye bile geçirmemeye özen gösterin. Bu dünyada alınıp verilen her nefesin hesabının verileceği günü aklınızdan çıkarmayınız
10.Haksızlık karşısında susmayın. Yerine, zamanına, kuralına ve bulunduğunuz makama uygun olarak hakaret etmeden incitmeden tepkinizi belirtiniz. İmanın en zayıfı ile de olsa mutlaka görevinizi yapınız.
11.Söz verdiğinizde sözünüzü mutlaka yerine getirin. Sözünüzün sonunda siz zararlı çıkabilirsiniz. Ama toplumda kaybolan güven ve itimadın sizde
toplandığını göreceksiniz.
12.Yaptığınız her işde, sizi yoktan var eden Allah (cc) ın gördüğünü ve
denetlediğini unutmayınız. Yaptığınız işi önce kendiniz beğenin ki ; iş veren de beğensin. Başa kakarak iş yapmayanız. Beğenmediğiz bir şeyi başkasına vermeyiniz. Verirken sevdiklerinizden veriniz.
13.Yapmadığınız bir şeyi yapıyormuş gibi başkalarına anlatmayınız.
14.Dünyanın peşine takılmadığın sürece, dünya senin peşinden gelir.
15.Kendine has kişiliğin olması için kendinden üstün insanlardan ders al, kendinden aşağıdakilerden ibret al. Hiçbir zaman kibirlenip, böbürlenme, gururlanma. Daima adil, gönülsüz ve kibirsiz olunuz.
16.Bilmediğin zaman konuşma, bildiğin zamanda çok konuşma. Bildiğinle iş yaparsan Allah sana bilmediklerini öğretecektir.
17.Her gün iki dünya saadeti için bir şey öğren-kazan, öğrenip-kazandığını ailen ile, akrabaların ile, komşu-dost ve arkadaşların ile paylaşınız
18.Her hatalı iş yaptığımızda tövbe etmeyi ihmal etmemeliyiz. Her gece yatağa yattığımızda günün muhasebesini yaparak uyumalıyız.
19.Anne, babalar insan idare etmenin ve yetiştirmenin genel- geçer bir kuralı yoktur. Evlatlarınızın psikolojik ve sosyal yapılarını keşfederek davranış ve
tarzınızı buna göre tayin ederek yetiştiriniz. Herkes için geçerli olan ise Allah sevgisi, insan sevgisi ile yaratılmış bütün varlıkların sevilmesidir.
20.Gençler anne ve babalarınızı incitmekten çok korkunuz. Her iki dünyadaki saadetiniz için onları görüp gözetiniz.
21.Ne halde olursanız olunuz. Asık bir surat ile insanların karşısına çıkmayınız. Daima güler yüzlü olunuz.
22.Bu dünyayı terk ettiğinizde amel defteriniz kapanmayacak şekilde hayırlı hizmetlerde yarışınız. Çocukları, yaşlıları çok seviniz.
23.İşleri zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız. İnsanları nefret ettirmeyiniz, sevdiriniz.
İnsanları kendinizden uzaklaştırmayınız, kucaklayınız. Aranızda selamı ihmal etmeyiniz, yayınız.
24.Herkes kendisine iki dünya için bir yol gösterici, bir imam, bir rehber seçmelidir. Körü körünede bir rehber seçilmemesi çok önem arz etmektedir. Günümüzde çok sapık tarikatlar, cemaatlar türemiştir. Bilerek veya bilmeyerek bir topluluğa hakaret etmeyiniz. Allah (cc) hem akıl vermiş, hem Kur-anı Kerimi göndermiş, hem de Hz. Muhammed (sav.) göndererek tebliğ ettirmiş. Rehberinizi seçerken elinizde bu kadar nimet ve belge var.Amanha yanılmayasınız.
25.Özellikle neslimin devamını sağlayacak evlatlarım ve torunlarım bebek katliamı yapmayınız. Siz Allahtan daha merhametli değilsiniz. Allah her şeyi bilir, siz ancak size bildirileni bilirsiniz. Bu vasiyetlerimi buraya yazılsın diye yazmıyorum. Tutulsun, tatbik ve icra edilsin diyerek yazıyorum. Allah yanında görevimi İnşaallah yapanlardan olurum. Rabbim beni, ailemi, sizleri ve bütün inananlar ile insanlığı bağışlasın.
Burada yazamadıklarım, unuttuklarım, ihmal ettiklerim ve bu ön söze
sığdıramadıklarım hususunda sizlerden beni affetmenizi dilerim. Yaşamak,
yaşatmak, yapmak, yaymak isteyenler için bir örnek oluşmasını Mevlam'dan niyaz ederim.

Mehmet Ali Çamoğlu

İstanbul 2006

ÇOCUKLUĞUMUZDA...


ÇOCUKLUĞUMUZDA...

Bizim çocukluğumuzda annelerimiz çalışmazdı.
Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
Hatta Babamın bile anahtarı yoktu.
Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi.
Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki.....

En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya,zıplaya yürüyerek gelirdik.

Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.
Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.
Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
Mahallemizdeki teyzeler Annemiz gibiydi.
Susayınca girer evlerine su içerdik.
Ya da pencereden bize bir sürahi bir bardak uzatırlar,hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.
Kısacacı evine gidip gelen (...ki;sadece çişi gelen giderdi evine)elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
Bu bazen bir kurabiye, bazen bir meyve olurdu.

Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.

Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırırlardı bizi...
Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.
Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz, onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.

Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. Komşumu tanımıyorum ama evinin camında, temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece; bilmem kaç kuruş hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
Evlerimiz var, içinde yaşayan yok. Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok.
Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar...
Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..

Tahta iskemlelerimizde oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye
hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
Ben kapılarında 'vale'lerin, 'body'lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.
Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
Benim değildir bu kültür.
Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.
Nedir bunlar?
Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.

Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
İyi de neden böyle olduk ?
Biz mi istemiştik?
Yoksa birileri mi böyle istedi?.. "Her toplum hakettiği gibi yönetilir" derler ya, hakettiği gibi de yaşar diyelim mi ?

2 Haziran 2011 Perşembe

katoça çalışanları idarecileri birleştirme paltfor mu
İşsiz insan durgun su gibidir, kısa sürede bozulup kirlenir.

ARKADAŞ MI, DOST MU ?
Baba ve oğul konuşuyorlarmış. Babası oğluna sormuş, "Senin kaç tane dostun var?"
Oğlan cevap vermiş: "Ohooo yüzlerce..."
Babası oğluna açıklamış. "Bak oğlum" demiş insanın bir sürü arkadaşı olabilir ama yüzlerce dostu olamaz. Dost dediğin diğer arkadaşlara benzemez. İnsanın hayatı boyunca ancak 1 ya da 2 tane dostu olabilir. Oğlan saçma demiş. Benim bir sürü dostum var ve hepsi beni sever ve her zaman bana yardıma koşacaklarına eminim. Öyle mi demiş babası? O zaman gel seninle bir test yapalım. Adam birkac tane tavuk kesmis ve başka birkaç ıvır zıvır'la birlikte bir çuvala doldurmuş. Çuval'dan kanlar akıyormuş. Şimdi git demiş bu çuvalı arkadaşlarına götür ve onlardan yardm iste. Çuvalı birlikte bir yerlere gömün. Çocuk çıkmış yola, bir arkadaşının kapısını çalmış, arkadaşı elindeki kanlı çuvalı görünce çocuğun yüzüne kapıyı kapatmış, başka arkadaşları bir daha onlarla konuşmamalarını görüşmemelerini rica etmişler, çünkü hepsi çuvalın içinde bir ceset olduğunu sanmış. Oğlan yüzü allak bullak babasına dönmüş olanları anlatmış. Babası demiş; "İşte senin arkadaşlarının dostluğu bu kadar. Şimdi al bu çuvalıbenim dostuma götür." Oğlan tekrar sırtlamış çuvalı düşmüş yola. Babasının dostu kapıyı açıp, oğlanı ter içinde, elinde kanlı bir çuvalla görür görmez etrafa şöyle bir bakmış ve hemen almış içeriye. Sen Ahmet'in oğlusun değil mi demiş? Evet demiş çocuk. Ver elindekini diyerek çuvalı almış. Arka bahçeye çıkarmış, arka bahçede bir çukur kazıp çuvalı gömmüş. Çocuğa su ikram etmiş. Bu arada yetmemiş, gömdüğü yer belli olmasın diye sarımsak ekmiş oraya. Çocuk ben artık gideyim demiş. Adam da babana söyle sarımsak tarlasına gözüm gibi bakıyorum demiş. Çocuk gitmiş babasına durumu anlatmış, gerçekten senin dostun varmış benim ise sadece sıradan arkadaşlarım demiş. Yooo bitmedi demiş babası, şimdi tekrar git dostumun kapısını çal ve açar açmaz yüzüne okkalı bir tokat yapıştır. Çocuk olur mu hiç öyle şey demiş. Olur olur, ancak o zaman anlayacaksın dostluğun ne demek olduğunu. Çocuk çaresiz utana sıkıla tekrar düşmüş yola. Kapıyı çalmış. Babasının dostu kapıya çıkar çıkmaz da babamın size iletmek istediği bir şey var demiş. Nedir o demeye kalmadan çocuk okkalı bir tokat yapıştırmış babasının dostunun suratına. Üzülmüş bir yandan da nasıl vurdum diye. Babasının dostu demiş ki, benim de babana iletmek istediğim bir şey var... Söyle o babana "biz bir tokata satmayız koskoca sarımsak tarlasını" demiş! İşte böyle. Çocuk o zaman anlamış dostluğun değerini ve babasının yüzlerce arkadaşın olacağına bir dostun olsun yeter derken ne demek istediğini... Sen Gülerken yanındakiler de güler,Ama ağlarken yalnız ağlarsın,Onun için öyle bir ağaca yaslan ki,Asla yıkılmasın. Öyle bir dost edin ki,Asla bırakmasın.
Gönderen katoça zaman: 10:14

mehmet ali çamoğ'lunun notları dedi ki...

Çok mu zor?



Harama bulaşmadan
İnsanla dalaşmadan
Faize karışmadan
Çok mu zor yaşamak?

Büyükleri sayarak,
Küçükleri severek,
Sorumluluk bilerek
Çok mu zor yaşamak?

İçki sigara içmeden,
Bara diskoya gitmeden,
Kulluğunu terk etmeden
Çok mu zor yaşamak?

Anne babayı sayarak,
Eşine ailene sarılarak
Kulluk şuuruna vararak
Çok mu zor yaşamak?

Mehmet Ali çamoğlu 09.02.2009
04 Haziran 2009 08:47
mehmet ali çamoğ'lunun notları dedi ki...

GEÇİYOR

Mutluyum dediğin gün,
Çok sürmeden geçiyor.
Gençlik bildiğin ömür,
Hiç doymadan bitiyor...

Zengin olduğun anlar,
Şen sıhhatli zamanlar,
Sevenle dolan yıllar,
Sen görmeden uçuyor...

Canandan kıymetlin, yar,
Çok sevdiğin milyarlar,
En değerli ahbaplar,
Tam sevmeden gidiyor.

Dünyadaki her canlı,
Mallı, mülklü, dolarlı,
Cana kıyan silahlı,
İstemeden bir gün ölüyor...
04 Haziran 2009 08:49

Yorum Gönder
Ana Sayfa
Kaydol: Kayıt Yorumları (